|
Hepimizin
bildiği gibi romatizmal hastalıklar günümüzde nüfusun yaşlanması, yaşlı
insan sayısının artması ile birlikte giderek önem kazanmıştır. Özellikle
tıp dilinde osteoartrit, halk arasında ise “kireçlenme” olarak
bilinen bu hastalık yaşam kalitesini bozmakla kalmayıp kesin tedavisi de
yoktur. Nasıl başladığı hakkındaki en yaygın görüş; travmaya karşı
eklem sıvısı içeren eklemlerde bir reaksiyon olduğu; bunu izleyen dönemde
eklemlerde ve ekleme komşu kemiklerde yeniden şekillenme ve onarım aşamalarının
ortaya çıktığı şeklindedir. Bununla birlikte, hastalığın
patogenezinde bu faktörlerin rolü halen
tartışmalıdır. Bu nedenle uzun süre OA’un dejeneratif bir eklem
hastalığı olduğu düşünülürken ve de 1986’dan önce standart bir
tanımı yokken bugün birçok araştırmacı OA’u “etyolojisi
bilinmeyen bir hastalık” olarak kabul etmektedir. Romatoid artritin
primer olarak siynoviyal membranı etkilemesine karşın OA’da eklem kıkırdağı
primer olarak tutulur. 1986’da Amerikan Romatoloji Tanı ve Tedavi
Kriterleri Komitesi’nin OA ile ilgili alt birimi OA’un tanımını şöyle
yapmaktadır : “Eklem kıkırdağında defektif bütünlükle birlikte
ekleme yönelik belirti ve bulguların görüldüğü, ayrıca eklem
kenarlarını oluşturan kemikte de değişikliklerin olduğu heterojen bir
grup”. Daha kapsamlı tanım ise OA ile ilgili birçok derneğin bir araya
gelerek “OA Etyopatogenezi” hakkında düzenlediği bir konferansta
klinik, patofizyolojik, biyokimyasal ve biyomekaniksel değişiklikleri de
özetleyerek yapılmıştır. Buna göre OA, klinik
olarak eklemde ağrı, lokal hassasiyet, hareketlerde kısıtlılık,
krepitasyon, bazen effüzyon ve sistemik belirti olmaksızın değişik
derecelerde lokal inflamasyon varlığı ile karakterizedir. Patolojik
olarak OA’da özellikle ekleme yük binen bölgelerde daha fazla olmak üzere
kıkırdağın düzensiz kaybı, subkondral kemikte skleroz, subkondral
kistler, eklem kenarlarında osteofitler, metafizeyal kan akımında artış
ve değişebilen siynoviyal inflamasyon olması çok tipiktir. Histolojik olarak; erken dönemde kıkırdak yüzeyinde
fragmantasyon, kondrositlerde bölünme,
kıkırdakta vertikal çatlamalar, değişik oranda kristal birikimi,
yeniden şekillenme ve kan damarlarının kıkırdak içine doğru
ilerlemesi ön plandadır. Aynı zamanda özellikle osteofitlerde olduğu
gibi onarım bulguları da mevcuttur, geç dönemde ise kıkırdağın total
kaybı, skleroz ve subkondral kemiğin fokal osteonekrozu görülür. Biyomekaniksel
olarak basınç, kompresyon ve makaslayıcı özelliklerde ve kıkırdağın
hidrolik geçirgenliğinde değişiklik olması, su artışıyla birlikte aşırı
bir şişmenin meydana gelmesi dikkat çekicidir. Kıkırdaktaki bu değişikliklere
ek olarak subkondral kemiğin direncinde artış olması tipiktir. Biyokimyasal olarak ise proteoglikan konsantrasyonunda azalma,
proteoglikan agregasyonunda ve çapında olası değişiklikler olur ;
kollajen fibril çapı ve örüşümünde farklılıklar meydana gelir ve
matriks moleküllerinin degradasyonunda ve sentezinde artış gözlenir.
Son
tanım ise 1994’te Amerikan Ortopedik Cerrahi Akademisi ; Ulusal Eklem,
Kas İskelet Sistemi ve Deri Hastalıkları Enstitüsü ; Ulusal Yaşlanma,
Artroz Derneği ve Ortopedik Araştırma ve Eğitim Derneği’nin gerçekleştirdiği
“Osteoartroz’da Yeni Ufuklar” başlıklı toplantıda yapılmıştır.
Bu tanımda ise özellikle OA’un tek bir hastalık olmadığı vurgulanmış;
üst üste gelen bir hastalık grubu olduğu belirtilmiş, bunların farklı
etyolojileri olsa da benzer biyolojik, morfolojik ve klinik sonuçları olduğundan
bahsedilmiştir. Çünkü hastalık sadece eklem kıkırdağını değil,
aynı zamanda subkondral kemiğiyle, bağlarıyla, kapsülüyle, siynoviyal
membranıyla ve periartiküler kaslarıyla ekleme dahil diğer tüm yapıları
da tutmaktadır. Eninde sonunda eklem kıkırdağında fibrilasyon ve çatlakların
oluşmasıyla ülserasyona ve eklem yüzeyinde tam bir kalınlık kaybına
kadar gider ve kıkırdak dejenerasyonu tamamlanır. Tüm bu görüşler,
tartışmaların daha uzun süre devam edeceğini göstermektedir.
SINIFLANDIRMA
:
OA’un sınıflandırması etyolojiye bağlı olarak, tutulan ekleme
göre ya da spesifik bir özelliğin varlığı söz konusu
olduğunda yapılabilir (Tablo:I).
Sebebi bilinmeyen grup primer ya da idiopatik olarak adlandırılır.
Yine muhtelif hastalıkların seyri esnasında ikincil olarak OA karşımıza
çıkabilir. Sekonder OA
nedenleri ise metabolik hastalıklar, anatomik bozukluklar, travmatik
lezyonlar ve önceden geçirilmiş inflamatuar ya de infeksiyöz eklem
hastalıkları olmak üzere toplam dört grupta toplanır. Bununla birlikte
primer ve sekonder OA arasındaki ayırım daima çok net değildir. Örneğin
menisektomi sonrası % 20-25 olguda opere edilen dizde prematür OA gelişeceği
gösterilmiştir. Bununla birlikte, sekonder OA gelişen % 20’nin genel
popülasyon içerisinde bu hastalığa yakalanma olasılığının bulunduğu
da bir gerçektir. Bundan başka, kişilerin tek tek özellikleri incelendiğinde
yaşamlarının daha önceki yıllarında eklemlerinde bir anormallik olup
olmadığı bilinmemektedir.
Bir diğer sınıflandırmada dikkati çeken nokta, eklem tutulumunun
dağılımı ve sayısıdır. Bir eklemde OA etkisinin ve bulgularının gözlenmesinde
büyük bir heterojenite ve farklı bireylerde eklem dağılımında
belirgin bir seçim söz konusudur. Kısacası, eldeki distal interfalangeal
eklem (DİE)’ler, birinci karpometakarpal (KMK) eklem, diz, kalça ve
intervertebral faset eklemleri OA’da özellikle tercih
edilirler. Birden fazla eklem tutulumu tipiktir
ve çoğu popülasyonda tek ekleminde OA olan kişilerin diğer
eklemlerinde OA’un görülme nedeni sadece şansla ya da yaşla açıklanamaz.
Ayrıca, farklı eklemlerde OA dereceleri arasında da farklılıklar var
gibi görünmektedir. Örneğin beyaz ırkta el ve diz OA arasında, diz ve
kalça OA arasında olana göre daha kuvvetli bir ilişki bulunur. Bu
farklar, vücudun değişik bölgelerinde tespit edilen OA’un birbirinden
farklı durumlar olarak değerlendirilmesi ve
tedavi edilmesi gerektiğini düşündürtmektedir.
1952’de Kellgren ve Moore, generalize OA’u Heberden nodüllerinin
poliartiküler hastalıkla birlikte olduğu bir tablo olarak tanımlamıştır.
Birinci derece akrabalar arasında multipl eklem tutulumunun beklenen
prevalansının iki kat fazla olduğunu
tespit etmişler ; ayrıca ikizler üzerinde yaptıkları bir çalışmada
da generalize OA’un kalıtsal geçişini göstermişlerdir. OA’un bu
niteliği son yıllarda oldukça önem kazanmıştır. Poliartiküler el
tutulumu (özellikle interfalangeyal eklemler ve birinci KMK eklem) kadınlarda
daha fazla görülmekte, erken dönemde inflamasyon, daha sonra nodül
formasyonu olmaktadır. Kalça gibi daha büyük eklemlerin etkilendiği
durumlarda daha geniş bir alanda -bilateral ve konsantrik- kıkırdak kaybı
olur, bu hastalıkta eklem tutulumunun simetrisi dikkati çeker. El
eklemleri üzerinde yapılan ayrıntılı çalışmalar tutulumun primer
niteliğinin simetri olduğunu, tutulumun ya distal ya da proksimal
interfalangeal eklemlerde olduğunu ortaya koymuştur. Generalize OA’u tanımlamak
zordur ; en az üç veya daha fazla sayıda eklem tutulumunun görüldüğü
söylenebilir; ancak bu tanımlar olguların yaşına, radyografik dereceye
dayanır ve sadece şans temelinde eklemlerin rastlantısal tutulumu,
tutulan eklem sayısı ve hastalığın derecesi şeklinde açıklanması
yeterli olmaz.
OA’un muhtelif diğer özellikleri de sınıflandırmada etkili
olur. Örneğin inflamatuar OA terimi bazen multipl eklem tutulumu ve şüpheli
inflamasyonu olan hastalar için kullanılmaktadır. Bununla birlikte,
eklemlerde ortaya çıkan bu inflamasyon geçici olup aşırı inflamatuar
bulguları olan ve olmayan hastalar arasında belirgin fark gösterilememiştir.
Bazı hastaların interfalangeal eklemlerinde erozyon gelişebilir, bu da
erozif OA grubunu oluşturmaktadır. Kontrollü çalışmalardan elde edilen
veriler, OA’da erozyonların tek eklemde destrüksiyonun agressif bir
formu olabileceğini akla getirmektedir. Benzer bir şekilde, OA’un
atrofik ve destrüktif formu büyük bir olasılıkla bu hastalığın diğer
romatizmal hastalıklara geçiş formudur. Son olarak, OA, çok nadir görülen
ya da prematür hastalıkla ilişkili olan ve coğrafik olarak lokal ortaya çıkan bazı hastalıklar esnasında ortaya çıkabilir.
Blount hastalığı, Mseleni hastalığı gibi displastik durumlar ve Kashin-Beck
hastalığı gibi artrozun nadir görüldüğü durumlar buna örnek gösterilebilir.
PREVALANS VE İNSİDANS
:
Osteoartroz
(OA), siynovial -özellikle dizler, kalçalar, eller ve spinal apofizeyal-
eklemleri tutan ve dünyada en sık görülen eklem hastalığı olup aynı
zamanda en fazla fiziksel özürlülüğe yol açan hastalığıdır.
OA’un morbiditesi ciddi boyutlardadır ve hayatın ikinci yarısında özellikle
yaşam kalitesini olumsuz etkileyen birincil sebeptir. OA’un prevalansı
yaşlanmayla birlikte artar; batı ülkelerinde OA’un radyografik değişiklikleri
65 yaş üzerindeki insanların çoğunda, 70 yaşın üzerindeki insanların
% 80’inde vardır. Amerika’da 50 yaşın üzerindeki erkeklerde iskemik
kalp hastalığından sonra iş kaybının en yüksek oranda görüldüğü
ikinci hastalık olup romatoid artrit (RA)‘ten daha fazla hastanede yatış
gerektirmektedir. Birçok çalışma OA’un patolojik özelliklerinin
prevalansını belirlemek için yapılmıştır. Heine, 1926’da yaptığı
1000 kişilik bir seride 65 yaş üzerindeki çoğu insanda kıkırdak
zedelenmesini göstermiştir. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar
70-80 yaşları arasında ölen kadınların % 70’inin ve erkeklerin %
60’ının dizlerinde kıkırdak erozyonları, subkondral reaksiyon ve
osteofitlerin varlığını ortaya koymuştur. Bir çok prevalans çalışmasında
patolojik değişikliklerin esas alınma nedeni, hafif patolojik durumların
radyografilere yansımamasıdır. Bu da önemli bir gözden kaçırmaya
sebep olabilir.
Amerika’da
OA epidemiyolojisi üzerine yaşıyan kişiler üzerinde yapılan araştırmalara
göre yaşla ilişkili olarak cinsiyet dağılımına bakıldığında kadınlarda
erkeklere oranla biraz daha yüksek orandadır ; etnik özellik olarak ise
İspanyol kökenli olmayanlarda İspanyol kökenli olanlardan daha fazla
rastlanmaktadır. Yine siyah-beyaz ırkları arasında yaşa bağlı olarak
değişiklik saptanmamış ise de Asya’lılarda OA’a daha az rastlanır.
OA’un varlığıyla birlikte olan diğer faktörler incelendiğinde 18 yaşın
üstünde olmak, aşırı kilolu olmak (vücut kitle indeksinin 25 kg/m
‘den daha fazla olması) ve eğitim düzeyinin düşük olması önemli
etkenler olarak ortaya çıkmıştır (Tablo:II). OA prevalansı üzerine
Amerika’da yapılan iki büyük çalışma vardır : Bunlardan biri 1960
ile 1962 yılları arasında, diğeri ise 1971 ile 1975 yılları arasında
yapılmıştır. İlk çalışmada OA tanısı el ve ayaklardaki radyografik
değişiklikler ile konmuş, ikinci çalışmada ise diz ve kalçalardaki
radyografik değişiklikler esas alınmıştır. Ek olarak hekimin klinik
tanısı da değerlendirmeye alınmıştır. Buna göre 25 – 74 yaş arasındaki
erişkin bireylerin üçte birinde en az bir bölgede OA’un radyolojik
bulgularına rastlanmış; bu oran ellerde % 33, ayaklarda % 22, dizde ise %
4 bulunmuştur. 55-74 yaşları arasında ise ellerin tutulma oranı % 70,
ayakların % 40, dizlerin % 10, kalçaların ise % 3 olarak tespit edilmiştir.
Muhtelif
Avrupa ülkelerinde OA epidemiyolojsine yönelik yapılan çalışmalar son
yıllarda belirgin artış göstermiştir. Bu sayede farklı popülasyonlarda
prevalans belirlemeye çalışılmış, ancak bu konuda ciddi sorunlarla karşılaşılmıştır.
Öncelikle bazı ülkelerde yayınlanmış veri yoktur ; ayrıca yapılmış
olan epidemiyolojik çalışmalar karşılaştırmalı değildir.
Klasifikasyon için kullanılan kriterlerin farklılığı, prevalans
hesaplamalarında farklı metodların kullanımı ve yine farklı çalışmalarda
bulunan prevalansın çok değişik olması tek bir sonuca gitmeyi ve bu
konuda yorum yapmayı zorlaştırmaktadır. Çalışmaların ve ülkelerin
karşılaştırılabilmesi için klasifikasyon ve ölçümlerde fikir birliğine
varılması şarttır. Standardize edilmiş çalışmalar OA insidansı ve
prevalansı hakkında doğru bilgilere ulaşmamızı sağlar. Bu durum,
OA'un ekonomik boyutlarını görebilmemiz açısından da çok önemlidir.
İspanya’da 1990’da yapılan romatizmal hastalıkların prevalansıyla
ilgil bir çalışma yararlı bilgiler vermiştir. Buna göre, 60 yaş üzerinde
% 25.7 oranında romatizmal yakınma görülürken bu sayının % 43’ünde
sebep OA’dur. Cinsiyet dağılımı % 29.4 erkek, % 52.3 kadın şeklindedir.
Kronik hastalıkların prevalansını İskoçyalılar üzerinde araştıran
bir çalışmada ise semptomatik OA’un görülme sıklığının binde 65
üzerinde olduğu ; 20‘de birinin 40-50 yaşları arasında, buna karşın
4’te birinin 70 yaş üzerinde olduğu bildirilmiştir. Avrupa’da OA
insidansı üzerine yapılmış birkaç çalışma mevcuttur. Bunlardan en
önemlisi 258 kişinin 12 yıllık izlemini kapsayan bir çalışma olup
buna göre 45 yaş üzerinde hemen hemen % 25 kadın ve % 10 erkekte bu süre
içerisinde radyografik olarak diz OA gelişmiş iken 75-79 yaşları arasındaki
bireylerde elin küçük eklemlerinde insidans % 13.6, dizde ise % 4.5
olarak bulunmuştur. 1992’de Fransa’da yapılan bir çalışmada lateral
femoro-patellar, mediyal femoro-tibiyal ve lateral femoro-tibiyal OA’u
olan kadınlarda kronik ağrının başlama yaşı sırasıyla 56.6+12;
62.7+12 ve 69.2+10 olarak saptanmıştır.
Diz
ve kalça OA’u olan hastalarda generalize OA prevalansını araştıran
son yayınlardan biri Ulm çalışması’dır.
Burada, ilerlemiş diz ve kalça OA’u olan ve hastanede yatan hastalarda
klinik ve radyografik bulgulardan yola çıkarak generalize OA prevalansını
değerlendirmek amaçlanmıştır. Tek taraflı total eklem replasmanı geçiren,
dört ayrı hastanedeki kalça
OA’lu 420 hasta ve diz OA’lu 389 hastanın ipsilateral ve kontrlateral
diz ve kalça eklemi ile her iki elin radyografik analizleri yapılmış ve
muayene edilmişlerdir. Sonuç olarak kalça OA’lu grup daha genç (60.4
yaş), diz OA’lu grup daha yaşlı
(66.3 yaş) bulunmuş ve kadınlarda diz OA görülme oranı (% 72.5) kalçaya
göre (% 52.4) biraz daha fazla daha fazla tespit edilmiştir. Hastanede kalış
süresi içinde ağrı ve fonksiyonel bozukluğun şiddeti her iki grupta
birbirine yakın iken diz OA’lu hastaların hastalık süresi daha uzun (ortalama
10 yıl) kalça OA’lu hastaların ise daha kısa (ortalama 5 yıl)
Avrupa
ülkelerinde ve Amerika’da el ve diz OA’unun prevalansı açısından coğrafik
olarak önemli bir fark bulunmamıştır. Bununla birlikte, el tutulumunun
Amerika’da yaşayan Pimalarda ve karayaklı kızılderililerde daha fazla görüldüğü
bildirilmiştir. Afrikalı-Amerika’lı siyah kadınlarda diz OA’unun yaşla
ilişkili prevalansının beyaz kadınlara oranla daha yüksek olduğu söylenebilir.
Nijerya ve Liberya’da Afrika’lı siyahlar üzerinde yapılan bir çalışmada
ise, aynen Jamaika’lı siyahlarda olduğu gibi Heberden nodüllerinin daha
düşük prevalansı olduğu tespit edilmiştir. Afrika’lı siyahlar,
Hintliler ve Hong Kong Çinlileri ile yapılan bir araştırmada ise kalça
OA’unun daha düşük oranda bulunması ilginçtir. Bunun sebebi, bu popülasyonlar
arasında gelişimsel kalça bozukluklarının daha düşük oranda görülmesine
ve çömelme postürünün kalça eklemini olumlu bir şekilde etkileyerek
eklem hareket aralığını korumasına bağlanmıştır.
OA
insidansı üzerine yapılan daha az sayıda çalışma içerisinde Kallman
ve arkadaşlarının 200 civarında erkek üzerinde radyografik değerlendirme
ile 20 yıllık izlemi kapsayan çalışması dikkat çekicidir. Kellgren ve
Lawrence veya bireysel özellikleri içeren skalalar tanımlanmış olan
OA’un insidansını yılda % 4 olarak bulmuşlardır. Bu hız yaşla
birlikte artmakta ve en yaşlı grupta yer alan bireyler arasında her yıl
% 10’lara ulaşmaktadır. Mayo Kliniği’nde tıbbi kayıtların
incelenmesiyle yapılan bir çalışmada ise diz ve kalça OA’unun yaş ve
cinsiyet ile ilişkili olarak hızını her yıl 100.000 de 47.3 olarak
bulmuşlardır. Sadece yaşın esas alındığı durumlarda kadın ve
erkeklerdeki oran değişmemektedir. Erkekte yaşla birlikte belirli bir artış
gözlenmesine karşın kadında menopoz sonrası bir plato çizdiği gözlenmiştir.
Tablo
: I. Osteoartrozun sınıflandırması
| A.
|
EKLEM TUTULUMUNA GÖRE SINIFLANDIRMA |
|
1. |
Monoartiküler, oligoartiküler veya poliartiküler (generalize) |
|
2. |
Belli eklem ve eklemin belli bir bölgesinin tutulması |
|
|
a)
|
Kalça (üst uç, mediyal uç veya konsantrik) |
|
|
b) |
Diz (mediyal, lateral,
patellofemoral kompartmanlar) |
|
|
c) |
El (interfalangeal eklemler başparmak KMK eklemi) |
|
|
d)
|
Vertebra (apofizeyal eklemler veya intervertebral disk hastalığı) |
|
|
e) |
Diğerleri |
| B. |
ETYOLOJİYE GÖRE SINIFLANDIRMA |
|
1. |
Primer = İdiyopatik |
|
2. |
Sekonder |
|
|
a) |
Metabolik sebepler (Okronosis, akromegali, hemokromatoz, kalsiyum
kristal birikimi) |
|
|
b) |
Anatomik sebepler (Kaymış femoral epifiz, epfizeyal displazi,
Blount hastalığı, Legg-Perthe hastalığı, doğumsal kalça çıkığı,
bacak boyu eşitsizliği, hipermobilite sendromları) |
|
|
c) |
Travmatik sebepler ( büyük eklem travması, eklemde kırık ya da
osteonekroz varlığı, ekleme yönelik menisektomi gibi cerrahi girişimler,
mesleki kronik zedelenmeler) |
|
|
d) |
İnflamatuar sebepler (Herhangi bir inflamatuar artropati, septik
artrit) |
| C. |
SPESİFİK ÖZELLİĞİN VARLIĞINA GÖRE SINIFLANDIRMA |
|
1. |
İnflamatuar OA |
|
2. |
Erozif OA |
|
3. |
Atrofik veya destrüktif OA |
|
4. |
Kondrokalsinoz ile birlikte görülen OA |
|
5. |
Diğerleri |
|
|
|
|
Tablo:II.
Osteoartroz’un varlığıyla birlikte olan faktörler
1.
|
GENETİK FAKTÖRLER |
|
a)
|
Cinsiyet |
|
b) |
Tip II kollajen geninin kalıtımsal bozuklukları (örneğin
Stickler sendromu) |
|
c) |
Kemik ve eklemlerin diğer kalıtımsal hastalıkları |
|
d) |
Irk / etnik özellikler |
| 2. |
GENETİK OLMAYAN - KİŞİYE BAĞLI FAKTÖRLER |
|
a) |
Yaşlanma |
|
b) |
Aşırı kilo |
|
c) |
Kadın seks hormonlarında azalma olması (postmenopozal dönem) |
|
d) |
Kemik ve eklemlerde ortaya çıkan doğumsal ve edinsel hastalıklar |
|
e) |
Önceden eklem operasyonu geçirmiş olma |
| 3. |
ÇEVRESEL FAKTÖRLER |
|
a) |
Meslek ve işe bağlı zorlamalar |
|
b) |
Eklemlere büyük travma olması |
|
c) |
Sportif aktiviteler |
|